KELEBEK GİBİ UÇAR ARI GİBİ SOKAR..
Bu yazı boks tarihine adını altın harflerle yazdıran, ırkçılığa karşı savaş açan ve Müslümanlığı
keşfeden, Muhammed Ali’nin hayat hikayesi.
Muhammed Ali, sadece bir boksör değildi.Onun hayatında ona şampiyonluk ve madalya olarak
dönen ne varsa, aslında temelinde büyük acılar ve gözyaşları vardı.
Muhammed Ali, baştan aşağı bir şov adamıydı. Kalabalık bir topluluğu, sadece ringe çıktığında
değil, pek çok sebeple coşturabilirdi. İllüzyon numaraları bunlardan sadece biriydi ve ünlü
illüzyonist David Copperfield’den dahi övgü alacak kadar da iyiydi.
Evet şimdi hep beraber Muhammed Ali’nin yaşam öyküsüne bir bakalım.
Çocukluk ve Boksa İlk Adım:
Muhammed Ali, 17 Ocak 1942’de, Kentucky Louisville’de Odessa Grady Clay ve Cassius Marcellus
Clay Sr çiftinin iki oğlundan biri olarak dünyaya geldiğinde ailesi, ona, “Cassius Marcellus Clay Jr”
adını verdi. Afro Amerikan ve İrlanda kökenli olan Muhammed’in, babası Cassius, sokak levhalarını
boyayan bir boyacı, annesi Odessa ise, temizlik işçisiydi.
Babası, oğlunun mutlaka bir öğretmen ya da avukat olmasını istiyordu. Ancak onu bir gün ringde
gördüğünde fikri büyülenmişçesine değişecekti. O günden sonra, onunla hep gurur duyarak,
“Benim oğlum, dünya ağır sıklet şampiyonu olacak” demeye başlamıştı.
Muhammed, boksla tanıştığında 12 yaşındaydı. Ekim 1954’te babası ona Noel hediyesi olarak
bir kırmızı bisiklet almıştı. Ancak bisikleti bir panayırda çalındı. Muhammed, küçücük bedeniyle
kendisine yardım edeceğini umduğu bir polis arayışına koyuldu. Tek başına bisikletini bulabilmesi
imkansızdı. Ancak bir yandan da ırkçılığın etkisinin fazlasıyla hissedildiği bir dönemdi. Bisikletinin
peşinden ağlayan siyahi bir çocuğu hangi polis dinleyecekti? Yine de o, 12 yaşında bir çocuktu ve
gözyaşlarını dinleteceği bir polis bulacağına inanarak devam etti. Yakınlardaki çadırlardan birinde
boks maçı izleyen bir polis buldu. Polis, ne onunla ne şikayetiyle ilgilenmişti. İşte o an Muhammed,
içinde bulundu şu atmosferde, hem o polisi, hem de bisikletini çalanları ekrandaki ringe çıkarıp bir
boksör gibi yere sermek istiyordu. Ve oracıkta bir boksör olacağı konusunda kendisine söz verdi.
Columbia Gym adlı spor salonunda ilk boks hocası Loe Elsby Martin ile tanıştığında hala yaşadığı
o olayın yaşlarının izi gözlerinde kurumamıştı. Kendini sürekli hatırlatıyordu. Muhammed, hem
yetenekli hem yaralıydı. Hırsı da bundandı elbet. Hocasının ellerinde yoğuruluyor, şeklini alıyordu.
Diğer çocukların arasından sıyrıldı.
National AAU ve Altın Eldiven Şampiyonası’nda amatör kayıtlara girmesi de, çok zaman almamıştı.
O, sporcu olmak için doğmuştu sanki; doğuştan yetenekliydi.
Dahası kendine de büyük bir söz vermişti. "Bugün çalışacağım ve ömrümün sonuna kadar bir
şampiyon olarak yaşayacağım" düşüncesini hiç yitirmeyecekti. Küçücük bir spor salonunda
başlayan bu yolculuk, eyalet çapında 6 ödül kazandıktan sonra bir maceraya dönüştü. Onu
bambaşka bir hayat bekliyordu. Bir gün inandığı ne varsa değiştirecek ve dünyaya mâl olan bir
ağır sıklet şampiyonu olacaktı. Tıpkı babasının dilinden hiç düşürmediği gibi.
Uçmaktan korkan süper kahraman
Muhammed, artık 18’indeydi ve adı çoktan Amerika’yı aşmıştı. Şimdi dünyaya açılma zamanıydı
ve 1960 Roma Olimpiyatları’na katılacak isimlerden biri de kendisiydi. Ancak küçük bir pürüz vardı:
Ringde fırtınalar estiren Muhammed Ali, uçmaktan korkuyordu.
Kafilenin Roma’ya uçakla gideceğini öğrendiğindeyse uçağa binmemek için direniyordu. Bu sadece
ülkenin sınırlarına çıkmak değildi. Muhammed, bir yandan da kendi sınırlarını aşmaya hazırlanıyordu;
ama galiba bu ilkinden daha zor geliyordu.
Neyse ki antrenörü Joe Martin’in ısrarlarına daha fazla karşı koyamadı ve uçağa binmeyi kabul etti.
Ancak yine de o kadar kolay olmamıştı tabii. Muhammed, uçağa bir paraşüt giymeden binmemişti.
Yolculuğu boyunca da o paraşütü sırtından hiç çıkaramadı ve uçak inene kadar kan ter içinde kalmış,
hep dua etmişti. Onun bu haline şahit olan arkadaşları ise durumunu şöyle tanımlıyordu:
“Sadece uçmaktan korkan bir süper kahraman gibiydi”.
Daha sonra ise, ülkesinde yaptığı ilk şeylerden biri bütün kafileye yetecek büyüklükte bir otobüs
almak olacak; Muhammed Ali, bir daha uçağa binmemek için direnmeye devam edecekti…
18 inde ilk Altın Madalya:
(1960 Roma Olimpiyatları)
Muhammed, 1960’ta, Roma Olimpiyatları’nda, ağır hafif sıklette aldığı altın madalya ile amatörlükten
profesyonel lige ilk adımını attı. Muhammed, Olimpiyatta, Polonyalı Boksör Zbigniew Pietrzykowski’yi
yenmişti. Bu altın madalya aynı zamanda ona sonsuz bir şöhretin de kapısını aralamıştı.
Babası, oğlunun Louisville’de yarıştığı her maçı izledi ve onunla sonsuz gurur duydu. Ancak şehir
dışında olanlara gitmesine maddi imkansızlıklar izin vermemişti. Muhammed, özellikle babasının
sonsuz desteğini hep hissedebildiği için çok şanslıydı. Belki Roma’daki maçında onu izleyememişti.
Ama olsun bundan sonra ona aralanan kapı, bambaşka bir dünyaya açılıyordu.
Roma’dan Amerika’ya elinde altın madalyayla dönmenin gururunu yaşıyordu şimdi. Onu gözünün
önünden bir an olsun ayırmıyordu. Çok gençti ve çok çalışmasının karşılığını almıştı. Bir gün onu
çok sarsan bir an yaşayana kadar da ne göğsünden çıkardı onu, ne de uykusundan ayrıldı.
Ben ona dünyanın tanıdığı isimle anmak istedim. Ancak o, henüz Cassius Clay’di. Bir gün yakın
arkadaşı Ronnie King ile Louisville’de bir restorana girdiler. Ancak çok geçmeden yanlarına gelen
garson kız, Cassius’e servis yapamayacağını söyledi. Cassius, nezaketini bozmadan
“Bayan, ben olimpiyat şampiyonu Cassius Clay’im” dedi. Ancak garson kız hiçbir şeyin
değişmeyeceği ifadesini yüzünden silmemişti.
İşte bu an, Muhammed Ali’nin hayatındaki en büyük hayal kırıklıklarından biriydi. Efsaneleşen bir
hikayeye göre, göğsündeki madalyanın şeridini çoktan çekip koparmış ve hırsla yürümeye başlamıştı.
Biraz sonra onu, Ohio Nehri’nin ortasına doğru bıraktı. Oysa madalyası sadece kaybolmuştu.
Bu efsaneyi yıllar sonra Muhammed Ali bir röportajında,“Madalyamı kaybetmiştim komite yenisini
gönderdi. Nehre atmak gibi bir olay yok” şeklinde açıkladı. Ancak restoranda yaşananlar gerçekti.
Her şey o madalya ile birlikte nehrin derinliklerine gömülmüş gibi hissediyor olmalıydı. Bundan
böyle ringde sadece rakibine değil, ırkçı Amerika’ya vurduğunu düşünürken daha sert olacaktı.
Ülkesi adına aldığı bu altın madalyanın dahi hiçbir şey değiştirmediğini görmek acısından çok
öfkesini artırmıştı.
Çünkü o, beyazların her türlü haksızlığı karşısında boyun eğecek bir kişiliği kabul edemeyeceğine
12 yaşında karar vermişti. O siyahi ırkın temsilcisi olacaktı.
Müslüman Oldu
Muhammed Ali, hala Cassius adını taşıyordu. Bir gün sokakta yürürken siyahi bir gencin kendisini
takip ettiğini fark etti. Müslüman olduğunu henüz bilmediği bu genç, onu sadece 1 dakika için içeri
girmesi konusunda ısrarcıydı. İçeride ne olduğu konusunda merakına yenik düşen Muhammed,
sonunda içeri girdiğinde, tamamı siyahilerden oluşan bir toplulukla karşılaştı.
Bu topluluk, kürsüdeki, yine kendileri gibi siyahi olan bir adamın konuşmasını dinliyordu. Bu adam,
onlara siyahilerin özgürlüklerinden söz ediyordu. Bu adam, Müslüman olduktan sonra
Malik el-Şahbaz adını alan Malcolm X’di. Siyahilerle ilgili verdiği uzun savaşlardan sonra,
nihayet 1964’te ilk kez hacca gidip, gerçek kardeşliği bulduğunu ilan etmişti. Evet, güçlü bir siyahi
özgürlüğe inanıyordu. Ancak bir yandan da beyazlara yönelik ırkçı eğilimi kalbinden silmeyi
başarmıştı da. Bu, Muhammed’in yıllardır aradığı şeydi. Öylesine etkilenmişti ki. Aradığı o şeyi
bulduğunu hissediyordu.
Kardeşi Rudy Clay, kendisinden de önce Müslüman oldu; Rahman adını almıştı. Cassius da nihayet
Müslüman oldu ve Muhammed adını aldı. Onlar artık Muhammed Ali ve Rahman Ali idi. Ancak bu
kolay bir yaşam olmayacaktı…
Dünya Şampiyonu Muhammed Ali
Muhammed, 1964’te S. Liston’u yenip Dünya Şampiyonu olduğunda 22 yaşındaydı. Artık zirvede
onun adı vardı. Siyahiliğinin daha görünmez olacağını düşünmüş olacak ki, zaferinin ardından
dinini değiştirdiğini ve Müslüman olduğunu açıkladı. Artık adının da Muhammed Ali olduğunu
bildiriyordu aynı zamanda. Ancak hiçbir şey düşündüğü gibi olmadı. Büyük bir tepki ile karşılaşmıştı..
Amerika’da resmi kesim de onun ne adını ne dinini tanıyor, ona hala Cassius Clay diye hitap ediyordu…
Boks, onun kuşkusuz fani dünyada en çok sevdiği şeydi. Mesleğinde gelebileceği en yüksek
konumdaydı. Ancak çok değil, 3 yıl sonra o da, insan yılı için az sayılamayacak bir süreliğine
elinden kayıp gidecekti. Ama şimdi bu mutluluğu sürdüreceği 3 yılı vardı…
Şampiyondan müzik kariyeri:
O artık bir dünya şampiyonuydu. Boks kariyerinin yanında bir de müzik kariyeri yapmaya karar verdi.
Şampiyonluğuyla aynı yıl, “I am the Greatest” adını verdiği albümünü yayınlamıştı. Çoğunlukla şiir
yorumlarından oluşuyordu. Bu albüme ait “The Gang’s All Here” adlı bir başka çalışmada da,60’ların
klasiklerini yorumladı.
Ancak plakçısı Columbia Records da ona Müslüman olması konusunda ağır tepki gösterenlerden oldu.
Tüm albümleri toplatıldı. Zorlu bir dönemden geçiyordu; ama yine de müzikten de uzaklaşmadı.
Muhammed Ali, 1976’da, bir albüme daha imza atacaktı…
Lisansı elinden alındı
Vietnam Savaşı, 1955-1975 yılları arasında sürecekti. Savaş, Vietnam, Çin ve Sovyetler Birliği ile
ABD destekçisi olan antikomünist Güney Vietnam ve başta Amerika arasında yaşandı. Amerika,
1963-1973 yılları arasında savaşa dahil oldu. 60.000 asker kaybının olduğu bu savaşa, Muhammed
Ali, 1967’de katılmayı reddetti. “Benim Vietnamlılarla hiçbir anlaşmazlığım yok. Fakir bir halkı
yakmaya ve öldürmeye yardım etmek için evimden 10 bin mil uzağa gitmeyeceğim” diyordu.
Bundan sebep şampiyonluğu da boks lisansı da elinden alındı.
Ayrıca savaşa gitmediği için 5 yıl hapis ve 10 bin dolar da para cezasına çarptırılmıştı. Lisansının
olmayışı, pasaportunun da elinden alınması hepsi üst üste gelince Muhammed Ali, iflas ettiğini
açıkladı. Ailesi yanındaydı. Ancak bunca başarının üstüne içinde bulunduğu durum onu sarsmıştı.
Sanki 12 yaşına geri dönmüş gibiydi. İki seçeneği vardı tabii, ya pes edecek ya da yoluna devam
etmek için savaşacaktı. Ona göre, bu Vietnam’a karşı savaşmaktan çok daha doğruydu. Ailesi ona
maddi anlamda destek oluyordu tabii, ama o da bir şeyler yapmalıydı. Üniversitelerde yaptığı
konuşmaları ücretli yaptı ve bununla geçimini sağladı.
1970’te, nihayet temyiz davasını kazandı ve boksa döndü. 12 yaşındaki hali şimdi ona kesinlikle
gururla bir göz kırpmıştı.
Joe Frazier ile maçı
Bu seferki “Asrın Maçı” diye adlandırılıyordu. 1971’de, ringde Muhammed Ali’nin karşısında Joe
Frazier vardı ve Muhammed Ali, profesyonel boks kariyerinde ilk kez bir maçı kaybetti!
Zorunlu olarak verdiği 3 yılı aşkın süre, belli ki onu her anlamda yormuştu. Üstelik böylesine önemli
bir maça çıkmadan, böyle bir aradan sonra sadece 2 maç yapmıştı. Uzmanların görüşüne göre
böyle bir maça hazır değildi.
Muhammed Ali, bu yenilgi karşısında hissettiği duygunun tam karşılığını bilmiyordu. Bildiği tek şey,
en kısa zamanda tekrar şampiyon olmak istediğiydi.
Sonra Ken Norton ile karşılaşması için ringdeydi. Ancak bu kez de çenesi kırılmış ve yenilmişti.
Artık kariyerinin bittiği düşünmeye başlanmıştı. Ama o kendine inanıyordu. Vazgeçmeyecekti.
Üstelik en yakınındakiler de bunun geçici bir şey olduğunun farkındaydı. Belki de sadece kendisi
ve ona inanan bu küçük topluluk için şampiyon olmalıydı…
Bundan sonraki maçlarda unvan için rakip olan tüm boksörleri art arda yendi. Küllerinden yeniden
doğuşunu gururla kalbinden izliyordu. Sonunda Ken Norton’u yendi; hem maçın hem de çenesindeki
kırığın rövanşıydı bu. Aslından bir de geri kazandığı gerçek kendisinin…
Ama daha bitmemişti. 1973’te, Joe Frazier ile unvan maçı için anlaştı. Sadece Joe Frazier –
George Foreman maçı kalmıştı. Frazier sürpriz bir şekilde iki raundda da nakavt oldu. Böylece
Muhammed Ali, ringe önce Frazier, sonra da Foreman ile çıktı ve ikisini de nakavt etti. Bitmemişti,
tükenmemişti ve bunu kesinlikle kanıtlayacaktı.
1974’te, Foreman ile maçlarında, Foreman’ın bahisçilerdeki oranı 7’ye 1’di ve heyecanlı bir maçın
sürpriz sonucu olarak rakibini sekizinci raundda yere serdi. Muhammed Ali, hak ettiği unvanı,
Floyd Patterson’dan sonra tekrar kazanan ikinci boksör olmuştu.
Üçüncü kez dünya şampiyonu
Muhammed Ali, 1978’de, Leon Spinks ile iki kez karşılaştı. İlkinde yenilse de,
ringe ikinci çıkışlarında kazanan isim Muhammed Ali’ydi ve böylece 3. kez Dünya
Şampiyonu olan ilk boksör oldu. Bu öylesine değerliydi ki… Nihayetinde bu
dönemde sadece iki tane Dünya Boks Federasyonu vardı ve Muhammed Ali,
kesinlikle altın değerinde ışıldıyordu.
Boksu bıraktı
1978, 3. kez şampiyon olmasının yanında aynı zamanda boksu bıraktığı yıldı. Bir şampiyon olarak,
zirvede bıraktı.
Profesyonel sporculuk dönemi içinde sadece 5 kez yenilgiye uğradı. 37’si nakavt, toplam 56 maç
kazandı. 36 yaşına kadar devam eden profesyonelliği boyunca hem Olimpiyat hem de Dünya
Şampiyonu unvanını alan Muhammed Ali, bütün şampiyonlar için tek isim olarak anılmaya başlamıştı…
Her zaman bir boksörden çok daha fazlası olmak için çok çalıştı. Tüm kişiliğiyle, kalbiyle var olmak
için yaşadı…
Boks sonrası
Muhammed Ali, rehine olayından başka da elçi olarak bulunduğu anlar oldu. Ayrıca o, bir rol modeldi.
Hayatını, bokstan önce ve sonra diye ikiye ayırmak yanlış olmazdı.
Atlanta, Georgia’da düzenlenen 1996 Yaz Olimpiyatları’nda, ateşi yakma onuru verilmişti. Bir
zamanlar gencecik kalbini hızla attıran olimpiyatlarda, şimdi gençleri izleyen deneyimli taraftaydı ve
buraya gelmek onun için hiç kolay olmamıştı. 27 Temmuz 2012’de de, Londra’da düzenlenen 2012
Yaz Olimpiyatları açılış töreninde, olimpiyat bayrağını taşıyacaktı. Ancak Parkinson’un ilerlemesinden
sebep, karısı Lonnie’nin desteğine ihtiyaç duyacaktı…
Ölümü:
Yıllardır Parkinson ile savaşan Muhammed Ali’nin, 2014’ten itibaren sağlık sorunları artmaya başladı.
Muhammed Ali, 20 Aralık 2014’te, rahatsızlandı ve akciğer iltihabı sebebiyle hastaneye yatırıldı.
Kısa süreli bir tedavinin ardından taburcu oldu ve 15 Ocak 2015’te de, idrar yolu enfeksiyonu
sebebiyle hastaneye yatırılmıştı. Ertesi gün taburcu oldu.
Ve, Muhammed Ali, 3 Haziran 2016’da, bu kez solunum yolu sebebiyle yatırıldığı hastanede, doğal
nedenlere bağlı gelişen septik şok nedeniyle hayata gözlerini kapadı… Bu bir devrin kapanışı ya da
bir devin çöküşü değildi. O, sonsuz olmuştu işte. Kalbimiz hiç bir zaman seni unutmayacak Ali,
ışıklar içinde uyu.
Kaynak:
Yorumlar
Yorum Gönder